browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

BÜT Üzerine Babamla Bir Sohbet…

Erhan Erkut tarafından 14/08/2012 tarihinde yayımlandı.

Türk üniversitelerinin yeni uğraşılarından olan bütünleme sınavları (BÜT) üzerine babamla yapmış olduğum bir sohbeti tesadüfen telefonumla kayda almışım. Bu konuda ne düşündüğümü başkaları da merak ediyor olabilir diye eve gelince yazıya döktüm ve bloga koymaya karar verdim.

 

Baba: Nedir şu bütünleme sınavı?

EE: Sorma Baba, yine başımıza iş çıktı.

Baba: Sınavdan kalana bir hak daha diyorlar, doğru mu?

EE: Özetle böyle.

Baba: Bu öğrencilerin lehine birşeye benziyor.  Neden beğenmedin?

EE: Baba, neresinden tutsan elinde kalacak bir uygulama.  Emin misin beni konuşturmak istediğine?

Baba: Konuş konuş, açılırsın.  Bu uygulamaya gelecek yıldan itibaren başlanacak herhalde?

EE: Nerede babacım…  Duyurulduğu anda geçerli oldu.  Daha da ilginci, güz ve bahar dönemindeki dersleri de kapsıyor.  Başlamış yaz okulunu yarıda bırakan öğrenciler oldu.

Baba: Yani çocuk güzde kalmış, dersi baharda tekrar alıp temizlemiş ama ona da bütünleme hakkı mı doğdu?

EE: Aynen öyle.  Yaz sonunda 2 dönemin bütünleme sınavını birden yapacağız.

Baba: Ooo, Allah kolaylık versin.  Epey bir iş yani.

EE: Amin babacım.  Biz 70 tane falan sınav yapacağız.  Allahtan yeniyiz.  Eski üniversiteler yüzlerce sınav verecek.

Baba: Oğlum size bu görevleri çalışın diye verdiler.  İşten gocunma sakın.

EE: Baba işten gocunan kim?  Ama işe yarar iş yapalım diyorum.

Baba: Yani bu sınav işe yaramaz bir sınav mı?

EE: Bak baba, mesela ben kendi dersimde öğrencime dönem içinde dört tane sınav vermişim, üzerine bir de final.  Ölçmekse ölçmek yani.  Sonra her sınavı, acaba zor mu yaptım diye en yüksek notu 100 olacak şekilde yeniden notlamışım.  Sonra da geçme notunu 60 değil 50′nin bile altına düşürmüşüm.  Hala kalan dersi yeniden almalı yani.  Bu çocuğa bir final daha versem ne olacak ki?  Katmerli kalacak.

Baba: Bizim zamanımızın sıfırcı hocaları gibi konuşma oğlum.  Olurya öğrenci o gün hastadır, uykusuzdur, erkek veya kız arkadaşı terketmiştir, ne bileyim, şansı ters gitmiştir.

EE: Haklısın tabii Baba.  Ama biz zaten hasta öğrencilere sınava gemeyin, rapor alın, sonra size sınav verelim diyoruz.

Baba: Oğlum 50′nin altına düşürdüm dedin, ama yine de bir çizgi çekiyorsun.  Çizginin biraz altında kalana bir şans daha vermekte ne sakınca var ki?

EE: Baba hiçbir sınav mükemmel değildir.  Mükemmellik zaten biliyorsun ancak Allah’a mahsus.  Biz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.  Ama yine de geçmeyi hakettiği halde kalan da oluyor, tersi de. Amaç performansı daha iyi ölçmek ise geçme sınırının yüzde 5 altında ve üstünde olanlara bir sınav daha vermeliyiz.  Ama hiç kimse ucu ucuna geçenlerden bahsetmiyor.

Baba: Geçen geçmiş oğlum, bırak çocukları yollarına devam etsinler.

EE: İyi de Baba, kalan da kalmış.  Onları da bırakalım, dersi yeniden alıp öğrensinler.  Esas amaç öğrenmek mi, geçmek mi?

Baba: Peki bu uygulama nereden çıktı?

EE: Valla ben de tam bilmiyorum.  Ben öğrenciyken Boğaziçi’nde yoktu. Sonra Amerika’da da rastlamadım.  Kanada’da da yoktu.  Sordum, İTÜ ve ODTÜ’de de yokmuş.

Baba: Prestijli ünivesitelerde yoksa pek iyi birşey değildir belki de.  Nerede varmış?

EE: Galiba İstanbul Üniversitesi gibi büyük üniversiteler öğrenci yığılması problemine çözüm olarak geliştirmişler bunu.  Duyduğuma göre bazı hukuk fakültelerinde dönemde 10-12 ders varmış.  Öğrenciler dönem başında iki taneyi bütünlemeye bırakıp geri kalanına asılırlarmış. Yani eğitim ile pek alakası olmayan nedenler bunlar.

Baba: Yani bu bütünleme işi eğitimi hızlandırmak ve sulandırmak anlamına geliyor mu diyorsun?

EE: Aynen öyle diyorum.  Babacım, sınavla öğrenilmez, derste veya stajda öğrenilir.

Baba: Gazetede okudum, bazı hocalar sırf daha fazla para kazanmak için öğrenciyi sınıfta bırakıp yaz okuluna getiriyorlarmış.

EE: Baba, herkesin günahı kendi boynuna tabii.  Ama bunun bir öğrenci masalı olduğunu düşündün mü hiç?  Aynı şeyi yeğenim hazırlıkta yaz okuluna kaldığı zaman söyledi.  İngilizce konuş haydi dedim, kem küm etti, hatırlarsın.  İyi ki bırakmışlar dedim.  Gerçi sonunda geçti ama hala İngilizce konuşamıyor.  Herhalde illallah deyip geçirdiler.  Devleti bilmem ama vakıfta aldığın derse göre para ödersin.  İster yaz al ister kış.  Yaz okulu mecburi de değil.  Ama eğitimini hızlandırmak isteyenlere bir fırsat.  Bu yaz okulu hikayesini esas meseleyi saptırıyor.  BÜT yaz okulu ile doğrudan alakalı değil ki.

Baba: Oğlum madem bu bütünleme sınavlarını bu kadar yanlış buluyorsun söyle hocalara bu sınavdan hiç kimseyi geçirmesinler.

EE: Ah babacım ah, hocalarımın akademik özgürlüğünü mü çiğneyeyim yani?  Hiçbir hocaya ne zaman ne notu vereceğini söylemem ben.

Baba: İdealist rektörsün yani.

EE: Buna idealist denmez ki Babacım, sadece bariz yanlışlar yapmamaya çalışıyorum.  Ne zor yapın derim ne de kolay yapın derim.  Kendileri bilir.

Baba: Peki sence bu sınavlardan kaç kişi geçer?

EE: Valla baba, bütün çabalara rağmen kalmış öğrencilerden bahsediyoruz.  Bu sınavlarda geçme oranı çok düşük olur.  Ben diyeyim yüzde bir, sen de yüzde iki—taş çatlasa yüzde beş.

Baba: Eh, o da birşey.  Hiç olmazsa birkaç kişi geçecek.

EE: Geçecek belki de baba, bu işin bir de maliyeti var.

Baba: Ne maliyeti?  Sınav da mı parayla?

EE: Biz para almıyoruz ama sınavın bize maliyeti var.  Her dönemin sonunda 10 günlük bir final sınavı dönemi vardır.  Sonra hocalar notları verirler, öğrenci hizmetleri de notları öğrenclerin dosyasına işler.  Şimdi bu süreç iyice sıkıştı.  Çünkü bundan hemen sonra bütünleme sınavları verilecek.

Baba: Yani siz arka arkaya iki defa final sınavı uygulaması yapacaksınız.

EE: Doğru.  Üstelik projesini tamamlayamadığı için öğrenci artık “incomplete” notu da alamayacak.  Hoca F vermek zorunda ki öğencinin BÜT hakkı yanmasın.

Baba: Yani aslnda bir hafta daha projesi üzerinde çalışıp belki C veya B alacak öğrenci bu durumda F mi alacak?

EE: F alacak ki BÜT hakkı yanmasın.

Baba: Peki final sınavı olmayan derslerde ne olacak?

EE: BÜT olmayacak çünkü BÜT sadece final sınavı yerine geçiyor.

Baba: Bizim zamanımızda vizeler vardı.  Vizeden belirli bir notu alamayan finale giremezdi.

EE: Çok iyi hatırladın.  Tahminim hocaların çoğu böyle uygulamalara gidecekler.  Bütün dönem derse gelmemiş öğrencinin elini kolunu sallayarak BÜTe gelmesi hiç kimsenin istemeyeceği birşey.

Baba: Belki hocaların çoğu ya hiç final vermeyecek ya da final için şartlar koşacak.

EE: Olabilir.  Pedagojik olarak bu uygulamaların doğru olduğuna emin değilim.  Ama bu şekilde bir reaksiyona şaşırmam.  Bir dersin nasıl kurgulanacağını ve öğrencinin hangi şartları sağlarsa geçebileceğini en iyi dersin hocası bilir.

Baba: Peki niye bu kadar geriliyorsun?  Verin gitsin şu BÜTü.

EE: Baba, öğrencilerin çok az bir kısmının geçeceği bir sınav için benim hocalarım araştırmalarını bir kenara bırakacak—biliyorsun ünivesitenin esas işi araştırmadır ya hani–ve her sene bu işe en azından 10 gün ayıracak.  Ülkenin araştırma çıktısına nasıl etkisi olur bunun?  Üstelik de A alan öğrenciler için fazladan birşey yapmaktan bahsetmiyoruz.  Bütün çabalara rağmen kalanlardan bahsediyoruz.  Ayrıca işin bir de idari yani var.  Bu BÜT ile hakkıyla uğraşabilmek için öğrenci hizmetleri benden yeni kaynak istedi.  Bu bedava değil ki.

Baba: Sen de çok büyüttün be oğlum.  Peki yaz okulu ne olacak?

EE: Babam, işin boyutları ciddi.  Allem ettik, kallem ettik, akademik takvime yaz okulunu sığdıramıyoruz.  Zaten 7 haftalık bir yaz okulu ancak yapabiliyorduk.  İki döneme de onar gün BÜT süresi ekleyince yaz okulunu 5 haftaya çekmek zorunda kaldık.  Dekanlarım bana 5 haftalık ders olmaz dediler.  Yaz okulunu tamamen iptal etmemiz gündemde şimdi.

Baba: İptal mı?  Peki sene içi derslerden kalanlar bunları nasıl temizleyecek?  Hazırlığı bir dönemde bitirip lisansa geçen öğrenciler eksik dersleri ne zaman tamamlayacak? Hazırlığı ikinci dönem sonunda bitirenler bir-iki dersi önceden alamayacak mı?

EE: Valla bu işi çok iyi kavramış durumdasın Baba.  Sorularına maalesef cevabım yok.  Inşallah büyüklerimiz bunları etraflıca düşünüp hakkımızda en hayırlı kararı vermişlerdir.

Baba: Yazın okul boş mu duracak?  Milli servete yazık değil mi?

EE: Boş durmaması için birşeyler düşüneceğiz.  Boş durması yazık günah tabii.  Ayrıca öğrencinin de yazı boş geçirmemesi gerek.  Eskiden yaz okulu 2 alternatiften birisi idi.  Şimdi sadece staj alternatifi kaldı. Ama staj için gereken zaman da kısaldı. Mesela otelcilik öğrencilerinin 75 gün zorunlu stajı var, ve BÜT nedeniyle 75 günlük staj yapmaları neredeyse imkansız hale geldi.

Baba: Ama ortalaması düşük olanlara staj yeri göstermiyorsunuz? Yaz okulu da olmazsa bu çocuklar yazın ne yapacak?

EE: Bu da başka bir sorun tabii.  Bu BÜT denilen şeyin eğitime nasıl bir darbe vurduğunu anlatabildim inşallah.  Öğrenciler işin boyutlarını anlayınca BÜT müt istemiyoruz diyebilirler.  Umarım bu uygulamayı getirenler de pek yakında yanlış yaptıklarını görecekler ve bu yanlıştan dönecekler.  İsteyen üniversite yapsın, istemeyen yapmasın.  Ama herkese aynı kural empoze edilmesin.

Baba: Hayırlısı oğlum.

EE: Hayırlısı babacım. Şimdi benim gidip BÜT sınavımı hazırlamam gerekiyor. Sağlıcakla kalın.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google Plus
  • LinkedIn
  • Pinterest
  • FriendFeed
  • Digg
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Email