Girişimciliği Geliştirme Önerileri

Tarih: 22/02/2015

Türkiye’nin kronikleşmiş istihdam sorununun (sadece) girişimcilik ile çözülebileceğine inanıyorum.  Bu yazıda ülkemizdeki girişimcilik ekosistemini masaya yatırarak sistemin her boyutu için bazı öneriler getirdim ve Türkiye’de girişimciliği tetikleyebilecek yeni bir yapılanma önerdim.  Hedefim girişimcilik konusunda bilgili olan kişilerin yardımı ile bu dokümanı geliştirdikten sonra seçime girecek olan tüm partilerle paylaşmak.  Startup Turkey katılımcıları önerilerini benimle 25-28 Şubat arasında Antalya’da paylaşabilirler.  E-posta ile geri bildirim yollamak için şu adresi kullanabilirsiniz: erhanerkut2000@gmail.com.  

Yazıdan kısa bir bölüm:

Girişimciliğe bu kadar çok ihtiyacı olan ülkemizde girişimcilik için gereken iklim mevcut mudur? Araştırmacılar, bir ülkenin girişimcilik iklimini 8 kriter doğrultusunda değerlendirirler.  Aşağıdaki özet değerlendirmede görüleceği gibi maalesef Türkiye’nin girişimcilik karnesi oldukça kötü durumdadır.

  1. Yetenek ve bilgi havuzu: Yüksek teknoloji/yüksek istihdam yaratabilecek girişimler için ülkemizde yetenek ve bilgi havuzu yeni yeni oluşmaya başlamaktadır.
  2. Eğitim sistemi: İtaate, ezbere ve çoktan seçmeli sınavlara dayalı olan eğitim sistemimiz girişimciliği hiç desteklemez—hatta körelttiğini iddia etmek mümkündür.
  3. Vergi oranları, muafiyetler: Yeni şirket kurulumunu körükleyecek vergi avantajları yoktur.  Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan Küresel Rekabet Endeksi’ne göre Türk iş dünyasının önündeki en önemli üç problemden birisi vergi oranlarıdır.
  4. Hukuk sistemi: Yine aynı çalışmaya göre hukuki haklar endeksinde Türkiye 148 ülke arasında 101 sırada bulunmaktadır.  Son dönemde hukuk sistemimizde yapılan değişikliklerin hukuk sistemimizi daha güvenli kıldığını iddia etmek zordur.
  5. Fiziksel altyapı: Yüksek teknoloji girişimleri için gereken fiziksel altyapı maalesef istenilen seviyede değildir.
  6. Finansman kaynakları: Yeni girişimlerin temel finansman kaynağı olan melek yatırımcı sektörü ülkemizde çok yeni ve cılızdır.
  7. Bankalar, piyasalar: Genellikle sağlığı ile çok övündüğümüz bankacılık sistemimizin düşük risk iştahı nedeniyle girişimcilere pek yararı yoktur.
  8. Kültürel yapı ve sosyal algı: Hofstede boyutlarına göre güç mesafesinin yüksek, risk iştahının ve bireyselliğin ise düşük oldugu Türk iş kültürü girişimciliğe yatkın değildir.  Bunların yanında Türkiye’de hakim toplumsal değerler kadercilik, gelenekçilik, ve kolektivizmdir, ve bu değerlerin de girişimciliği desteklediği iddia edilemez.

Türkiye’nin kötü olan girişimcilik karnesi, her karne gibi sadece durum tesbiti yapmakla kalmıyor, aynı zamanda hangi alanlarda ne yönde çalışmamız gerektiğini de ortaya koyuyor.  Girişimciliği geliştirme önerilerimizi de bu karnedeki kriterler üzerinden ortaya koyacağız.

11 (+2) sayfalık pdf dosyası: Girisimciligi Gelistirmek

  • Facebook
  • Twitter
  • Google Plus
  • LinkedIn
  • Pinterest
  • FriendFeed
  • Digg
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Email
Yorum

Üniversite Kurma Ekonomisi

Tarih: 08/02/2015

Ülkemizdeki üniversite sayısı benim üniversite okuduğum döneme (1975-1980) kıyasla ciddi olarak artmış olmasına rağmen sürekli yeni üniversiteler açılıyor.  Devletin üniversite açma iştahı devlet üniversitesi sayısı 100’u geçtikten sonra epey azaldı—2011’den bu yana sadece 2 yeni devlet üniversitesi kuruldu.  Fakat vakıf üniversitesi kurucularında iştah hala yüksek.  Ülkedeki 71 vakıf üniversitesinin neredeyse yarısı 2009-2013 arasındaki 5 yıllık dönemde kuruldu.  Benim aldığım duyumlara göre sırada başkaları da sıralarını bekliyor.  Peki bir üniversitenin maliyeti nedir?  Kampüs kaça malolur, yıllık giderler nedir, üniversiteler kar edebilir mi?  Türkiye’nin en eski vakıf üniversitesinde dekanlık, 2007’de kurulmuş ve hızla büyümüş bir vakıf üniversitesinde kurucu rektörlük yaptım, ve şu anda yeni öğrenci almış olan bir vakıf üniversitesinde kurucu rektör yardımcılığı ve dekanlık yapıyorum.  Ayrıca geçtiğimiz yıl yurt dışında kurulacak bir üniversite için danışmanlık yaptım.  Böylelikle vakıf üniversitesi kurma ve yönetme konusunda birçok şey öğrendim.  Öğrendiklerimden küçük bir bölümünü hem üniversite kurmak isteyenlere yararı olması hem de toplumun vakıf üniversitelerinin kuruluş ve işleyişi konusunda biraz daha bilgi sahibi olması amacıyla bu yazıda paylaşıyorum.  Kanımca bu yazının içeriği üniversite seçmek isteyen adaylara da yol gösterici olacaktır.

9 sayfalık pdf dosyası: Universite Kurma Ekonomisi

Excel dosyası: unitetasarimcisi3000

  • Facebook
  • Twitter
  • Google Plus
  • LinkedIn
  • Pinterest
  • FriendFeed
  • Digg
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Email
Yorum

Yatay Geçiş

Tarih: 31/01/2015

Dönem arasını (ve uzun bir Istanbul-Toronto uçuşunu) fırsat bilerek üniversite camiasını ve aday öğrencileri yakından ilgilendiren yatay geçiş konusuna eğilmek istedim.  Kanımca YÖK’ün oldukça radikal olan yeni yatay geçiş yönetmeliği, üniversite sistemimizde ciddi değişiklikleri tetikleyebilecek bir potansiyele sahip.  Bu yazıda yeni yatay geçiş sisteminin artılarını ve eksilerini irdelemeye çalışacağım. Yatay Gecis (4 sayfa pdf)

  • Facebook
  • Twitter
  • Google Plus
  • LinkedIn
  • Pinterest
  • FriendFeed
  • Digg
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Email
Yorum

Doğurganlık Oranı

Tarih: 29/12/2014

Son günlerde ülkemizin doğurganlık oranı yeniden gündeme geldi.  Bu yazıda şu sorulara cevap arayacağız:

  1. Hangi ülkelerde doğurganlık oranı yüksek, hangilerinde düşüktür?
  2. Doğurganlık oranı ile refah arasında ilişki var mıdır?
  3. Dünya üzerinde doğurganlık oranı hangi yönde değişmektedir?
  4. Bir ekonomi için optimal doğurganlık oranı nedir?
  5. Türkiye’nin demografisi ile ekonomisi arasındaki bağlantı nedir?

6 sayfalık pdf dosyası için tıklayınız: Dogurganlik_Orani

  • Facebook
  • Twitter
  • Google Plus
  • LinkedIn
  • Pinterest
  • FriendFeed
  • Digg
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Email
Yorum

Üniversitelerimiz Neden Toplum Sorunlarına Çözüm Önerileri Getiremiyor?

Tarih: 26/10/2014

Kasım 2013′de yazmış olduğum bir yazıdan hala geçerli olduğunu düşündüğüm bir alıntıyı buraya ekliyorum.

Üniversite misyonu doğrultusunda toplum sorunlarına çözüm seçenekleri oluşturmak hedefiyle bilimsel araştırmalar yürütür, ve bu araştırmalar yolu ile ülkedeki karar vericileri destekler.  Ülkemizde birçok üniversite bulunmakla birlikte, üniversitelerimizin toplumsal sorunlara çözüm getirebilme kapasitesi maalesef son derece sınırlıdır.  Bu toplumsal sorunun da bilimsel bir çalışma gerektirdiğini düşünmekle birlikte, son yıllardaki üniversite yöneticiliği deneyimlerime dayanarak şu nedenleri sıralayabilirim: 

  1. Türkiye’de bulunan 178 üniversitenin 96’sı (yani %54’ü) 2006 sonrasında kurulmuştur.  Yeni kurulmuş üniversitelerin akademisyen kadrolarını güçlendirebilmeleri ve özgün bir araştırma kültürü geliştirebilmeleri için daha fazla zaman gerekmektedir.
  2. 178 üniversitesinin 70 (yani %39’u) vakıf üniversitesidir.  Birkaç kayda değer istisna dışında Türkiye’deki vakıf üniversiteleri (pahalı bir aktivite olan) araştırmaya önem vermeyen yarı-ticari kuruluşlardır.
  3. Pratikte üniversitelerimizdeki ders yükü öğretim üyelerinin ciddi bir araştırma programı uygulamalarına izin vermeyecek kadar yüksektir.
  4. Türkiye’de araştırma için gereken verilere ulaşım gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında oldukça zayıf bir durumdadır.  Bazı veriler toplanmamakta, bazıları da akademisyenlere sunulmamaktadır.
  5. Türkiye’deki üniversiteler büyük ölçüde lisans eğitimine önem vermektedirler.  Araştırma ağırlıklı yüksek lisans ve doktora programları gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında çok yetersizdir.
  6. Üniversitelerimizin büyük çoğunluğunda araştırma için maddi destek programları mevcut değildir.
  7. Üniversitelerimizin büyük çoğunluğunda araştırmada (veya öğretimde) kaliteyi ödüllendirecek (ve yetersizliği cezalandıracak) mekanizmalar oluşturulmamıştır.
  8. Üniversite dışında araştırmayı destekleyen kurum sayısı çok azdır.  TÜBİTAK yıllarca akademisyenleri doğrudan desteklememiş ve kendi programlarını fonlamıştır.  Son yıllarda bu değişmiş olmakla birlikte, fonlar ağırlıklı olarak ticarileştirilebilecek uygulamalı teknik araştırmalara (örneğin mühendislik) yönlendirilmektedir.
  9. Üniversitelerimizde akademik özgürlüklerin yerleşmiş olduğunu iddia etmek mümkün değildir.  Öğretim üyeleri ve doktora öğrencileri araştırma alanı belirlemekte ve sonuçlarını açıklamakta çeşitli engellerle karşılaşabilmektedirler.
  10. Türk üniversiteleri kurumsal özerlik (finansal, yönetimsel, ve akademik özerklikler) acısından dünyada en gerilerde gelmektedirler.  İktidar, YÖK veya belediye kanalı ile üniversitelere çeşitli baskılar uygulayabilmekte ve yöneticileri, akademisyenleri, veya öğrencileri iktidarın hoşuna gitmeyen şeyler yapan üniversiteler çeşitli şekillerde cezalandırılabilmektedirler.

Maalesef, bu şartlar altında Türk üniversitelerinin topluma karşı görevlerini tümüyle yerine getirmeleri pek mümkün değildir.  Büyük ölçüde mesleki eğitim vermek rolü ile kısıtlanmış üniversitelerimizin bu yetersizliği nedeniyle toplumun karşı karşıya bulunduğu sorunlara alternatif çözümler üretme işlevi büyük ölçüde üniversite dışındaki kurumlara kalmaktadır.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google Plus
  • LinkedIn
  • Pinterest
  • FriendFeed
  • Digg
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Email
Yorum